tarihinde yayınlandı Yorum yapın

Platon ve Sanat Anlayışı

HAZIRLAYAN : ZELİHA SAYILI KÜÇÜK

Platon, MÖ. 427 yılında Atina’da , Atina’nın soylu ailelerinden birinin çocuğu olarak doğmuştur.Babasının soyu Atina’ nın son kralı Kodos’a , annesinin ki ise ünlü yasa koyucu Solon’ a kadar gidiyordu. Ayrıca Platon, MÖ. 401 yılında demokrasiyi ortadan kaldıran Otuzlar Hükümeti[1]’nde görev almış olan Kritias ve Karmanides’e de akrabaydı. Platon, çocukluk ve gençlik döneminde yaşadığı aristokrat çevre ve Atina’nın, Perikles sonrası oluşmuş olan yüksek sanat ve edebiyat ortamı dolayısıyla iyi bir eğitim almış, şiirler yazmış, jimnastik, resim ve müzikle uğraşmıştı. Eserleri, yazdığı söylenen üçlü trajedi oyunu, edebiyat, şiir, müzik ve resim konusundaki bilgisine ve onun sanatçı kişiliğine tanıklık etmektedir. Fakat gençliğinde ozan olmayı düşünen Platon’un bütün yazdıklarını, MÖ.407 yılında 20 yaşındayken Sokrates’le tanışmasından sonra yaktığı ve tamamen felsefeye yöneldiği söylenmektedir[2]. Bu tanışma onun hayatında bir dönüm noktası olmuştur. (AKAN , 2012 : 22).

Atina’nın o dönemde içinde bulunduğu politik yapının bozukluğu, kurumların çökmüş olması, değerlerin erozyona uğraması ve sonucunda gelinen noktada sofistlerin, yasaların, siyasi kurumların, inançların, geleneklerin ve ahlaki değerlerin etkisini yok etmeye yönelik tavır ve girişimleri, Atina’nın çöküşünü önleme noktasında Platon’u bir çözüm aramaya itmiştir. (AKAN , 2012 : 23).

Plato’nun mevcut sistemdeki bu aksaklıklarla ilgilenmesinin şüphesiz bir hikayesi vardı ve bu hikayenin ”kahramanı” hocası Sokrates’ten başkası değildi.

Platon, Sokrates’in kişiliğinden ve siyasi, ahlaki öğretisinden çok etkilenerek, bu bozulmuş ortamda, ancak umut veren adalet, erdem, bilgi, doğruluk gibi değerler üzerine kurulacak bir siyasi yapının, kurtuluş olabileceği inancına sahip olmuştur. Bu doğrultuda Atina’nın siyasal hayatında aktif rol oynamak istemiş ve Sparta’ yla MÖ. 441 yılında başlayarak, MÖ.404 yılında Atina’nın yenilgisi ile sonuçlanan Pelopannes Savaşı sonunda kurulan  Otuzlar Hükümeti döneminde, devlette görev almaya karar vermiştir. Fakat Platon bu arzusunu gerçekleştirememiş, hazırlandığı politik kariyeri başlatmayı bir türlü başaramamıştır. Çünkü söz konusu Otuzlar Hükümeti ortaya koyduğu yönetim ve yaptığı olumsuz uygulamalar sonucunda devrilmiştir. Platon, daha sonra yerine kurulan yeni yönetimde görev almayı düşünmüş, fakat bu iktidar sahibi demokratlar da çok sevdiği hocası Sokrates’i, gençliği baştan çıkardığı ve sitenin tanrılarını tanımadığı gerekçesi ile haksız yere suçlayarak, MÖ.399 yılında o günkü uygulama gereği baldıran zehri içirerek, ölmesini sağlamışlardır. Gelinen noktadaki durumun umutsuzluğunu, kendisi şöyle ifade etmiştir:


“Sonuç başlangıçta politik yaşama girmek için güçlü bir istekle dolu olmama karşın, işlerin gidişine baktıkça ve birbiriyle çelişen akımlar tarafından her yöne çekiştirildiklerini gördükçe,… kamu yaşamının genel gidişinde herhangi bir iyileşme olasılığı olup olmadığını aramaktan vazgeçmemiş olsam da, eylemi uygun bir fırsat doğuncaya kadar erteledim. Sonunda, şimdiki bütün devletlerin hepsinin kötü yönetildiklerini anladım.[3]”     (AKAN , 2012 : 23 – 24).

Platon’un hayatını değiştiren ikinci olay ise Sokrates’i salt susturmak adına ölüme mahkum eden bir siyasal düzenin iyileşebileceğine dair inancını tümden yitirmiş olmasıydı. O, olup bitenler sonucunda bizzat aktif siyasete girmekten tamamen vazgeçti ve politik koşulların bir takım reformlar yoluyla düzeltilemeyeceği sonucuna vardı. (AKAN , 2012 : 24).

Aktif politik yaşamda yer edinmeye dönük motivasyonu kaybettiği anlaşılan Plato’nun devlet düzenindeki bazı aksaklıkların giderilmesiyle daha iyiye ulaşılabileceği gibi iyimser düşüncelerini bir kenara bırakmış ve sil baştan yeni bir düzen ve bu düzen için yeni insanlar yetiştirme fikrine kapılmıştır. Öyle ki ilerde bu fikrini hayata geçirecek ve çok geniş bir düzlemde toplumu üç temel kategoriye ayırıp her kategori için ‘mutlak iyi’ ile donatacağı eğitim modelleri geliştirecektir.

Platon, VII. Mektup’ta olağanüstü bir reform olmadıkça durumun değişmeyeceğini, değişimin ancak felsefeyle, yani gerçek felsefeciler, devletlerde politik denetimi kazanıncaya kadar ya da devletleri yönetenlerin gerçek felsefeciler olması halinde mümkün olabileceğini, aksi takdirde kötülüklerin sonu gelmeyeceğini belirtmiştir[4]. Platon’un mevcut durumla ilgili tespiti onun aktif politika yaparak bir şeyleri değiştirebilme umudunu yok etmiştir. Artık kafasındaki ideal devleti oluşturma konusunda elinde yapabileceği tek şey vardır, o da fikirlerini anlatarak, öğreterek sorunlara çözüm bulmak ve düşündüğü devleti oluşturabilmektir. Platon, bu doğrultuda kendini geliştirmek ve ideal devletin oluşmasını sağlayabilecek güce ve bilgiye sahip bir filozof kral bulmak amacıyla seyahatler yapmış ve öğrenciler bulmaya yönelmiştir. Çünkü ona göre asıl çözüm eğitimdedir. (AKAN , 2012 : 25).

Platon’un idealindeki devlet için ihtiyaç duyduğu bireyleri mevcut yöneticilerden çok, verilecek çok boyutlu eğitim sonucunda toplumun iyiliğini en iyi bilecek olan ve bu iyilik dışında başka amacı olmayan filozof-yönetici sınıfından çıkacağına inanmıştır. Toplumu daha iyiye götürecek bu filozof kitlesinin maddi hiç bir beklenti içinde olmaması gerektiğinden eğitilecek yönetici erkin toplum normlarının üstünde bir düşünceye sahip olması ve kendileri dışındakilerden birçok yönden farklı olacağı anlaşılmaktadır. Aslında bu yönetme amaçlı eğitilen filozof kitlesinin toplumun ihtiyaçlarına ve sorunlarına geliştirecekleri çözümler noktasında pratikleşmelerine katkı sağlamakla birlikte tüm yönleriyle çevreleri ‘iyi’, “doğru” normlarıyla sarıldığından bunun insan doğası için karmaşık olması beklenir fakat Platon hiç bir ayrıntıyı atlamayacak şekilde tasarladığı düzende yönetici sınıfı adeta ‘iyi’ ye mahkum etmiştir.

Platon yaptığı seyahatler sonucunda aktif politikada yer alamayacağını anlamış, bunun yerine politikacılar yetiştirmek üzere, yani eğitimci olarak yine politik yaşamın içinde olmayı seçer. Bunu da yazdığı diyaloglar ve kurduğu okulla gerçekleştirir. (AKAN , 2012 : 25 – 26).

MÖ.387 de , Platon felsefeci yöneticiler yetiştirmek üzere ünlü okulu “Akademia” yı kurmuştur. Girişinde “Geometri bilmeyen buraya girmesin” yazar. Tarihin tanıdığı bu ilk felsefe okulu ve üniversitesinde bilim ve felsefe temelinde, politika eğitimi verilmektedir. Bu eğitimde geometri ve matematik bilimlerden aritmetik, astronomi, müzik(armoni) önemli yer tutar. Ayrıca burada tarih, hukuk, retorik, ahlak ve siyaset felsefesi okutulmaktadır. Okul, öncelikle önemli bir araştırma merkezi ve eğitim kurumu olması açısından, ikinci olarak da, Platon’da bilim, felsefe ve sanat ilişkisini gözler önüne sermesi açısından önem taşır. Buna göre, gerçek bilgi veya bilgeliğin özünü, matematiksel bilimlerle felsefenin oluşturduğunu düşünen platon, bilimler sınıflamasının temeline de düzen, ahenk(armoni-uyum) ve bütünlüklü evren fikrini yerleştirir, müziğe de bu ahengi vermesi noktasında, özel bir önem yükler. (AKAN , 2012 : 26).

Platon, toplumda ve devlette ortaya çıkan o günkü mevcut bütün politik sorunların temelinde, ahlaki çöküntünün yattığı düşünür. Başka bir deyişle, zamanın Atinasında bir politik krizin varlığını tespit eden Platon, söz konusu politik krizin gerisinde de ahlaki bir krizin olduğunu düşünür ve bunun çözümü ona göre, ekonomik refah üretmeyi olduğu kadar, “iyi insan yaratmayı” hedefleyen ideal bir düzenin kurulmasında yatmaktadır. O, düşünce sistemini, bunun nasıl olacağı üzerine kurar. Çünkü hocası Sokrates’in de ortaya koyduğu ve hemfikir oldukları konu, etik ve politika arasındaki ilişkinin son derece önemli ve belirleyici olduğudur. Sorun, ahlaki bir sorundur ve krizin ya da sorunun çözümü, sonuçta gelip “adalet”e dayanır. Adalet’i sağlayacak olan devlettir. İnsanlar, sadece filozofların ya da kendilerini felsefeye adamış yöneticilerin yönetiminde doğru ve mutlu bir yaşama sahip olabilirler. Platon’un amacı da insanın iyiliği ve mutluluğudur. Bu da ancak erdemli olmakla mümkün olur. (AKAN , 2012 : 27).

Platon, hiç yazılı eser bırakmayan hocası Sokrates’in tersine, diyalog tarzında çok sayıda eser yazarak felsefesini ortaya koyar. Sokrates’in ölümünden hemen sonra yazmaya başladığı düşünülen Platon, yaklaşık otuz, bazılarına göre de tartışmalı olan otuz beş diyalog yazmıştır. (AKAN , 2012 : 28).

Platon’un diyalogları,  platon yorumcuları arasında tam bir fikir birliğiyle, gençlik, olgunluk ve yaşlılık olmak üzere üç döneme ayrılır. Bu sınıflandırmaya göre;

i) Gençlik diyalogları: Sokrates’in Savunması, Kriton, Euthyphron, Lakhes, İon, Protagoras, Kharmides, Gorgias, Küçük Hippias, Büyük Hippias ve Lysis’ten meydana gelir.

ii) Olgunluk yapıtları: Devlet, Şölen, Phaedros, Euthydemos, Meneksenos, Kratylos adlı diyaloglarından oluşur.İki önemli diyalog, yani Menon ve Phaidon gençlik dönemi diyaloglarıyla göz konusu olgunluk diyalogları arasında bir köprü oluşturmaktadır.

iii) Yaşlılık dönemi diyalogları: Parmenides, Theaetetos, Sofist, Devlet Adamı, Timaios, Kritias, Philebos, Yasalar ve Mektuplar yer almaktadır.(PLATON , 2015 : 15).

Gençlik diyalogları diye tanımlanan başlangıç diyalogları, tamamen Sokrates etkisinde, Sokrates’e olan hayranlığı, takdirini, sevgisini, minnetini göstermeye ve felsefesini tanıtmaya yönelik, Sokrates’in ağzından anlatılmış diyaloglardır. Bu yüzden bunlara Sokratik Diyaloglar da denir. Ağırlıklı olarak ahlaki erdemle ilgili olan bu diyaloglar, MÖ.399-387 yılları arasında yazılmıştır. Bunlardan Apologia Sokrates’in mahkemedeki savunmasını, Kriton hapishanedeki Sokrates’in kaçmayı reddedişiyle ilkelerine bağlılığını, Ion şairlerle güzelliği, Lakhes cesareti, Devlet’in birinci kitabı adaleti, Lysis dostluk, Kharmides ölçülülüğü, Büyük Hippias güzelliği ve Euthyphron ise din ve tanrıya saygıyı ele alıp işler. ( AKAN , 2012 : 28 – 29).

İkinci dönem diyaloglarını oluşturan olgunluk diyaloglarında, kendi görüşlerini ortaya koymaya geçer. Olgunluk dönemi diyaloglarının ve dolayısıyla Platon’un görüşlerinin merkezinde idealar kuramı bulunur. Kuram birçok farklı probleme oldukça yalın bir çözüm getiren kuramdır. Buna göre, idealar kuramıyla platon, iki dünyalı bir varlık sistemi inşa eder. Bu dünyanın ve bu dünyadaki varlıkların, gerçekten var olmadığını, onların sürekli bir değişme içinde bulunduğunu öne süren Platon’a göre gerçekten var olan, ayrı bir dünyada bulunan ve kavram cinsinden varlıklar olarak, idealardır. İdealar, bu dünyadaki varlıkların asılları, ideal örnekleridir. Bu dünyada ne kadar cins varlık varsa, onların birer ilk örneğinin bulunduğunu söyleyen platon, ideaları aynı zamanda ahlaki değerler ve standartlar olarak da değerlendirir. (AKAN , 2012 : 29 – 30).

Platon ideaları bir hipotez olarak ve insanın çabalarını, dünyadaki gayretini temellendirecek şekilde öne sürer. Örneğin bu dünyadaki yaşantımız sırasında hepimiz iyiyi arar, güzelliğin peşinden koşar, adaleti ve eşitliği gerçekleştirmeye çalışırız. Söz konusu ideallerden hiç birinin bu dünyada var olmadığını, hiçbirinin bu dünyada gerçekleşmediğini düşünen Platon, söz konusu idea ya da idealleri, ayrı bir dünyaya yerleştirmiştir. Buna göre, idealar dünyasında ayrı ve kusursuz bir devlet ideası ya da paradigması olduğunu, kusursuz bir insan ideası bulunduğunu, mutlak bir güzellik standardının var olduğunu öne sürer. Bilginin konusu olan bu idealar, onun sisteminin özünü meydana getirir. (AKAN , 2012 : 30).

İnsan mutluluğunu temel almış olan Platon’a göre, insan ancak iyi bir hayatı ve mutluluğu toplum içinde elde edebilir. Çünkü insan tek başına yaşayamaz. İhtiyaçlarını giderebilmek için toplu yaşama ve iş birliğine ihtiyacı vardır. Dolayısıyla birey-insan ile toplum-devlet arasında çok sıkı bir bağ vardır. Toplu yaşamın düzen içinde oluşabilmesi için devlete ihtiyaç vardır. Onun için devletin görevi, “insanların ortaklaşa yaşamlarını, bunlara mutluluk sağlayacak şekilde düzenlemek”’ tir. Platon, devleti insana benzetmektedir ve temel gerçekliğin insan ruhu olduğunu söylemektedir. İnsan ruhundaki üç bölüme karşılık devlette de üç ayrı sınıf vardır ve bunlar birbiriyle örtüşürler. Bunlar akıl, irade ve arzu’dur.  Platon ruhun her bölümüne uyan üç sınıf oluşturur; yöneticiler, koruyucular, üreticiler. Bunların her birinin görevini çok iyi yerine getirmesi gerekir ki, toplumda bir uyum oluşabilsin. Bunun içinde özellikle yöneticiler ve koruyucuların görevlerini çok iyi yapabilmeleri için yetiştirilmeleri ve eğitilmeleri gerekmektedir. Ayrıca onların görevlerini iyi yapmalarını engelleyebilecek düşüncelerden uzak olmalarını sağlamak için onlara kesinlikle mülkiyet yasağı getirtilmiştir. Çünkü yönetici ve koruyucuların maddi konularla ilgilenmeleri, enerjilerini boşa harcamalarına, görevlerini hakkıyla yapmamalarına ve çıkarları doğrultusunda hareket etmelerine neden olacaktır. Devletin ekonomi ile ilgili sınıfı üreticilerdir. İdeal devlette herkesin yaptığı işi en iyi şekilde yapması amaçtır. Çünkü yapılan işte uzmanlaşma, yüksek bir kalite ve kolay üretim demektir. Üretimi yapacak olan üreticilerin görevlerinde uzmanlaşmaları ve işbirliği yapmaları devletin ekonomik olarak güçlü olmasını sağlayacaktır. Üreticiler üçlüyü temsil ederek üretirler ve itaat ederlerken, koruyucular cesareti temsil ederek güvenliği sağlarlar. Yöneticiler de bilgelik kapsamında bilgi ve felsefe aracılığıyla halkın iyi ve mutlu yaşamaları için çalışırlar. Sınıflar arasında geçişler mümkündür bu konu da kesin ve katı kurallar yoktur. (AKAN , 2012 : 38).

Eğitim konusunda, platon daha çok yönetici ve koruyucularla ilgilenir ve bu yüzden de onların çok sıkı bir eğitim alarak yetiştirilmeleri gerektiğini söyler. Fakat öncelikle Platon’un insan ruhunu doğru şekillendirmeyi amaçlayan yeni eğitiminde başlangıçta bütün halkın aldığı temel bir eğitim vardır. Bu eğitim, insanın en fazla şekillendirilmeye uygun olduğu çocukluk dönemini kapsar. (AKAN , 2012 : 38).

Yönetici ve koruyucuların eğitimlerinin asıl önemli dönemi 20 yaşına kadar süren ve ruh ile beden eğitimini kapsayan süreçtir. Bu sürenin sonunda başarılı olanlar, yönetici sınıfını oluşturmak için eğitimlerine daha uzun yıllar devam ederler, kalanlar ise koruyucular sınıfını oluşturarak asker olurlar. Ruh ve beden eğitimini kapsayan bu eğitim süreci çok önemlidir. Gençlerin eğitimi olan bu dönem karakterlerin duygular aracılığıyla şekillendirildiği askerlik ve yöneticilik vasıfları ve ruhunun kazandırılmasının hedeflendiği bir dönemdir. Bedenlerin eğitimi jimnastik, ruhların eğitimi müzik ile yapılır. Aslında müzik eğitimi aynı zamanda sanat eğitimidir. Sanat ve müzik eğitimi, Platon’un yaşamının ilk gençlik yıllarında da önemli ve etkili olmuştur. (AKAN , 2012 : 38 – 39).

Beden eğitimiyle Platon, bedenin disipline edilmesini hedefler. Sporun çok fazla yapılmasının kişiyi kaba ve sert, ihmal edilmesinin  ya da sanat eğitimini fazla vermenin etkisinin ise gevşek ve yumuşak bir karaktere neden olacağını uyarısını yaparak ölçü ve dengenin önemini ortaya koyar. Çünkü fazla yapılan sanat-müzik eğitimi ile oluşabilecek bu tehlike, koruyucuların askerliğe hazırlığı olan bu eğitim sürecini verimsiz kılabilir. Oysa beden eğitiminin amacı, koruyucuları en uygun şekilde yetiştirmektir. 20 yaşında biten bu eğitim süreci sonunda daha üst eğitim olan yüksek eğitim denilen süreç başlar. Bu sürece elverişli olmayanlar koruyucu olmayanlar koruyucu olurken, devam edecekler için filozof-kral olabileceklere yönelik 15 yıllık bir matematik ve diyalektik eğitimi başlar. Platon’un yüksek öğretimi, “Quadrivium” denen ortaçağ üniversite eğitim sistemi olan ve aritmetik, geometri, astronomi ile müziği kapsayan sistemi önceleyen bir eğitimdir. Platon, bu alanlara bir de diyalektiği eklemiştir[5]. Bunda başarılı olanlar içinse yine 15 yıllık bir politika ve devlet yönetimi eğitimi daha vardır ki, ancak filozof olan kişi 50 yaşında artık yönetim kadrolarında görev alabilecek duruma gelmiştir. (AKAN , 2012 : 39 – 40).

Platon sisteminin içinde, felsefenin bütün unsurlarına yer verir. Onun sistemi ayrıntılı bir metafizik ve epistemolojiye ek olarak, hayli zengin bir etik teoriyi, ayrıntılı bir siyaset felsefesini ve eğitim teorisini içerir. Diyalogları, bütün araştırmacılar tarafından, sadece birer felsefe eseri değil, aynı zamanda birer edebiyat şaheseri olarak değerlendirilen platon, hiç kuşku yok ki, hayli zengin bir sanat felsefesi de geliştirmiştir. Hatta onun düşünce tarihinde bir sanat veya anlayışı geliştiren filozof olduğu söylenebilir. (AKAN , 2012 : 41).

Platon, Sokrates’le tanışıp kendini tamamen felsefeye adamadan önce “düşünsel kariyerine lirizm şairi olarak başlamış”, iyi bir sanat eğitimi almış, müzikle, resimle uğraşmış, aşk şiirleri ve bir tragedia yazmıştır. (AKAN , 2012 : 42).

Platon gençliğinde resim sanatıyla ilgilenmiş ve sık sık Ressam Parrhasios ve Heykeltıraş Cleitos gibi sanatçılarla birlikte olmuştur. (FARAGO , 2011 : 33 – 34).

Platon’un yapıtlarında kullandığı diyalog yöntemi, onun sanatsal ifade tarzını ortaya koyabilmesine imkan tanıyan bir yazma yöntemi olmuştur. Diyaloglardaki olay kurgulaması, etkili anlatım onun başarısının kanıtlarındandır. Fakat son dönem diyaloglarında diyalog yöntemi, yerini konferans ve ders verme gibi daha az etkili bir anlatıma bırakmıştır. (AKAN , 2012 : 42).

Platon’un kendi estetik anlayışı üzerine kurduğu soru, estetik’in temelini oluşturan “güzel nedir” (ti esti to kalon) sorusudur ve bu soruyu ilk soran Platon’dur. Estetik, yunanca “aisthesis” sözcüğünden gelmektedir ve duyum, algı, algılamak gibi anlamları vardır. Estetik, güzellik felsefesi ve sanat felsefesi olarak da ifade edilmekle birlikte asıl olan, güzellik temeli üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu nedenle platon estetiği ya da sanat felsefesi ve anlayışı gibi ifadeler de kullanılmaktadır.

Devamı için sorunuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir